EBEVEYN DENEYİMLERİ
Keşke daha önce
bilseydim...
Bazen en iyi rehber, aynı yollardan daha önce geçmiş bir ebeveynin birkaç cümlesidir. Tanıdan eğitime, çevrenin bakışlarından kendi duygularına kadar annelerin yaşadıkları, öğrendikleri ve bugün başka ailelerle paylaşmak istedikleri...
“İnsan bazen yalnızca kendisinin böyle hissettiğini düşünüyor. Sonra başka bir annenin hikâyesini okuyunca yalnız olmadığını anlıyor.”
Her şeyi hemen çözmek zorunda olduğumu sanıyordum.
Tanı alındığı ilk an neyin doğru neyin yanlış olduğunu gerçekten bilemiyor insan. Bir anda önünüze onlarca eğitim yöntemi, kurum, uzman, rapor ve tavsiye çıkıyor...
Bir süre çocuğumu değil, sürekli başka çocukları izledim.
Parkta bir çocuk konuşunca oğluma bakıyordum. Bir arkadaşımın çocuğu bir şey başardığında yine oğluma dönüyordum...
İlk zamanlar her duyduğumu denemek istedim.
Birisi bir yöntem öneriyor, başka biri tamamen tersini söylüyordu. Sanırım bir süre boyunca sürekli “Belki bu işe yarar” diye düşündüm...
En çok “İnsanlar ne der?” düşüncesi yormuş beni.
Markette, parkta, restoranda... Bazen oğlumun yaşadığı zorluktan çok insanların bize nasıl baktığını düşünüyordum.
Bir noktada benim de desteğe ihtiyacım olduğunu kabul ettim.
Randevular, eğitimler, araştırmalar... Bütün hayatım kızımın etrafında dönmeye başlamıştı. Kendime ayırdığım her dakika için suçluluk duyuyordum.
Çocuğum için kurduğum hayali değiştirmeyi öğrendim.
Tanıdan önce kafamda farkında olmadan bir gelecek çizmişim. Hangi okula gider, neleri sever, büyüyünce ne yapar...
Her ailenin deneyimi ve her çocuğun gelişim süreci kendine özgüdür.
Tanı alındığı ilk an neyin doğru neyin yanlış olduğunu gerçekten bilemiyor insan. Bir anda önünüze onlarca eğitim yöntemi, kurum, uzman, rapor ve tavsiye çıkıyor. Herkes bir şey söylüyor ama hangisinin sizin çocuğunuz için doğru olduğunu bilmiyorsunuz.
Keşke o günlerde hangi eğitimin çocuğuma uygun olduğunu nasıl anlayacağımı, kurum seçerken nelere bakmam gerektiğini ve çok büyük vaatlerde bulunan yerlerle gerçekten çocuğu merkeze alan kurumları nasıl ayırt edeceğimi bilseydim.
RAM raporu, ÇÖZGER, devlet desteği... Bunların isimlerini bile ilk kez o dönemde duydum. Birinin karşıma oturup bütün süreci sade bir şekilde anlatmasına çok ihtiyacım vardı.
Bir de insanların bakışlarını çok önemsedim. Akrabaların yorumlarını, parkta dönüp bakanları, “Biraz daha disiplinli olsanız...” diyenleri. Herkese bir şey açıklamaya çalıştım.
Her şeyi bugün çözmek zorunda değilsin. Önce çocuğunu tanı, sonra yolu birlikte öğrenirsiniz.
Tanıdan sonraki en büyük hatalarımdan biri sürekli karşılaştırmak oldu.
Parkta bir çocuk konuşunca oğluma bakıyordum. Bir arkadaşımın çocuğu kendi başına yemek yiyince yine oğluma bakıyordum. Sosyal medyada başka bir annenin çocuğunun videosunu görüyordum, gece boyunca “Biz neden burada değiliz?” diye düşünüyordum.
Farkında olmadan çocuğumun yaptığı şeyleri görmek yerine yapamadıklarına odaklanmışım.
Sonra bir gün öğretmeni bana birkaç ay önce yapamadığı ama artık kendi başına yaptığı küçük şeyleri anlattı. Ben onların hiçbirini fark etmemiştim.
Çünkü gözüm hep başkasının çocuğundaydı.
Şimdi gelişimi böyle takip etmiyorum. Başka çocuklarla değil, oğlumun birkaç ay önceki haliyle karşılaştırıyorum.
Bizim için küçük görünen bir şey, onun için çok büyük bir adım olabiliyor.
Tanıdan sonra internette çok fazla şey okumaya başladım.
Birisi bir vitamin öneriyordu, biri başka bir beslenme düzeni. Bir videoda “Bunu mutlaka yapın” deniyordu, başka bir yerde tamamen tersi söyleniyordu.
Bir anne bir yöntemle çok ilerleme gördüğünü anlatınca ertesi gün onu araştırıyordum. Başka biri başka bir şey söylüyordu, bu kez ona yöneliyordum.
Sanırım bir süre boyunca mucize aradım.
Çünkü insan çocuğu söz konusu olduğunda “Belki bunu da denesem?” demekten kendini alamıyor.
Zamanla şunu öğrendim: Bir aile için işe yarayan şey benim çocuğum için doğru olmak zorunda değil.
Artık duyduğum her yeni şeyi hemen uygulamak yerine önce uzmanlara soruyorum.
Umut etmek başka bir şeymiş, her vaat edilen şeyin peşinden koşmak başka.
Oğlum küçükken dışarı çıkmak benim için bazen çok stresliydi.
Markette seslerden rahatsız olup ağlayabiliyordu. Parktan eve dönmek istemediğinde uzun süre sakinleşemiyordu. Bir restorana gittiğimizde birkaç dakika sonra çıkmak zorunda kaldığımız oluyordu.
Ama beni en çok onun yaşadığı zorluk değil, insanların bize bakması yoruyordu.
Sanki herkes beni kötü bir anne olarak değerlendiriyormuş gibi hissediyordum.
Bir keresinde tanımadığım biri, “Bu çocuk biraz şımartılmış galiba” dedi. Eve gelip saatlerce ağladığımı hatırlıyorum.
Şimdi olsa aynı şeyi yaşamam.
Çünkü artık biliyorum ki çocuğumun her davranışını çevredeki insanlara açıklamak zorunda değilim. Herkesin bizi anlamasını sağlamak da benim görevim değil.
Çocuğunun yanında ol. Geri kalan herkes biraz bekleyebilir.
Tanıdan sonra bütün hayatım kızımın etrafında dönmeye başladı.
Randevular, eğitimler, araştırmalar, evde yapılacak çalışmalar... Gece uyuduktan sonra bile ertesi gün ne yapacağımızı düşünüyordum.
Kendime ayırdığım her dakika için suçluluk hissediyordum.
Bir arkadaşım kahve içmeye çağırsa “Ben nasıl giderim?” diyordum. Yorulduğumu söylemeye bile utanıyordum çünkü kızımın benden daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyordum.
Ama bir süre sonra çok yoruldum.
O zaman fark ettim: Sürekli güçlü olmaya çalışmak da insanı tüketiyor.
Benim de üzülmeye, yorulmaya, destek istemeye hakkım varmış. Birkaç saat kendime zaman ayırmam çocuğumu daha az sevdiğim anlamına gelmiyormuş.
Şimdi yeni tanı almış bir anneyle konuştuğumda bazen ilk olarak ona soruyorum: “Sen nasılsın?”
Tanıdan önce kafamda farkında olmadan bir gelecek çizmişim.
Hangi okula gider, neleri sever, büyüyünce ne yapar... Daha küçücükken bile onun adına birçok şey hayal etmişim.
Tanı geldiğinde sanırım en çok o hayallerin değişmesinden korktum.
“İleride ne olacak?” sorusunu o kadar çok düşündüm ki bazen bugününü kaçırdım.
Sonra zamanla şunu fark ettim: Benim görevim çocuğumu kafamdaki geleceğe yetiştirmek değilmiş.
Onu olduğu yerden tanımakmış.
Nelerden hoşlanıyor? Nelerde zorlanıyor? Nasıl iletişim kuruyor? Kendini en rahat nerede hissediyor?
Bu soruları sormaya başladığımda ilişkim de değişti.
Gelecekle ilgili hâlâ kaygılarım oluyor. Ama artık bütün hayatımızı o kaygının içinde yaşamıyoruz.
Hayalinden vazgeçmiyorsun. Sadece çocuğunun kendi hikâyesine yer açıyorsun.